Monday, January 4, 2021

Mağdurlar

Bölüm 1

Balbina, The Great Titan Sanctuary, 4 Eylül 2007.
Willem Vlokk ve eski eşi Agetha Wessel, Titan Sanctuary ana merkezinden çıkış yaptı.
Balbina'nın kuzeyinde yer alan Maple Çiftliği'ne doğru saatte 90 kilometre hızla 
siyah zırhlı Lincoln Navigator L marka bir araçla yol alıyorlardı.

Sol arka lastik hava kaybediyordu. En sonunda direksiyon hakimiyetini kaybeden 
Willem Vlokk yolun sağ tarafındaki çam ağaçlarından birine çarpmalarına neden oldu.
Araç kullanılamaz haldeydi. Agetha Wessel bilincini kaybetmiş ve Willem Vlokk ağır 
yaralıydı.

Kazadan iki saat sonra saat 18:24'te yoldan geçen bir polis aracı tarafından fark edildiler.
Sağlık ekipleri olay yerine 18:40'ta vardı. İlk müdahalelerden sonra Willem Vlokk ağır yaralı
olarak Balbina'nın kuzeyinde yer alan Repose Hastanesi'ne kaldırıldı. 

Agetha Wessel kaza polis tarafından fark edilmeden 15 dakika önce yürüyerek olay yerinden uzak-
laşmıştı. Ormanlık alanda başlatılan aramalar iki gün sürdü fakat bulunan tek şey ormanın 
ortasında yerde kendisine ait olan bir tükenmez kalemdi.

Telefon sinyallerinden elde edilen bilgiler Agetha Wessel'ın Balbina'dan çıkmadığını gösteriyordu 
fakat Balbina'da değildi. Wessel'ın evinde yapılan incelemelerde nerede olabileceği konusunda 
hiçbir olası ipucu ele geçirilemedi. The Great Titan Sanctuary yönetim kurulu ile yapılan polis
sorgusu sonuç vermedi. Şirketin ikici en büyük hissedarı olan Agetha Wessel kayıplara karışmıştı.

**

Agetha Wessel kendine gelmişti. Zihni hala bulanıktı fakat yavaş yavaş uyanıyordu. Kirli gözlükleri olan beyaz saçlı adam eğilmiş onu inceliyordu. Korkuya kapıldı fakat daha tam uyanamamıştı bu nedenle bir 
tepki gösteremedi.

Yaşlı adamın ismi Klaus Feuerstein'dı. Uzman bir tıp doktoruydu. Mesleğini resmi olarak icra etmiyor
olsa bile yılların birikimine sahipti. Agetha Wessel'a bir iğne yaptı. Kulağına da şöyle fısıldadı: "Bu seni kendine getirecektir Bayan Wessel."

Agetha Wessel, Klaus Feuerstein'ı daha önce görmüştü. Titan Sanctuary ana merkezinde randevu almadan içeriye kaba bir şekilde girip "daha çok çalış" dedikten sonra ayrılan manyaktı bu. Feuerstein'ın yaptığı
aşı işe yaradı ve Wessel kendine geldi. Doktor kadını oturttu ve uzun süre bir şey söylemedi. 

Sessizliği bozan Agetha Wessel oldu. "Efendilerimizden misin?" diye sordu doktora.

Klaus Feuerstein gülümseyerek, "belli olmuyor mu?" diye sordu.

Deponun duvarındaki doğa resmine bakarak konuşmayı sürdürdü doktor; "İnsanlara acımamanı söylemediler mi sana? Akıllı bir kadınsın fakat yeterince değil. Araba kazasının ölyesine olmadığını anlaman uzun sürmemiş anladığım kadarıyla. Ama şunu bilmelisin ki, efendilerine karşı gelmek seni sadece gülünç duruma düşürecektir."

Agetha Wessel cevap verdi; "Ben siz efendilerime asla karşı gelmek istemedim doktor. Benim tek arzum planın kusursuzca devam etmesi ve sistemin sürdürülebilirliğiydi."

Klaus Feuerstein gülümsedi ve kısık sesle güldü. "Sen de buna inanmamı bekliyorsun demek? Akıllı olduğunu söylemekle hata etmişim Wessel. Sen gerçekten çok aptalsın. Genellikle kadınlar erkeklerden daha akıllıdır ama sen... sen gerçekten değilsin."

Doktor arkasını döndü ve kadının gözlerinin içine baktı. Zamanı gelmişti. Görevini yerine getiremeyenler cezalandırılmalıydı. Elini önlüğünün cebine soktu ve mavi bir hap çıkarttı. Kadın göz yaşları içerisinde elinden aldı ve ağzına götürmeden önce son bir kez korkuyla doktora baktı. Doktor bir beton duvar kadar katı ve soğuktu.

Agetha Wessel hapı yuttu ve öylece doktora baktı. Bir kaç saniye geçmişti ki gözleri kapandı ve öldü.








Bölüm 2

Haberlerde kiraladığı mülkleri geri vermeyi reddeden kişinin idam töreni vardı. Jehu Smille isimli genç adam, efendilerinden kiraladığı ev eşyalarını süresi dolduktan sonra vermeyi reddetmiş ve cezalandırılıyordu. Genç adam ötenazi merkezine götürülürken medya muhabirleri mikrofonu kendisine uzattığında aceleyle söyle dedi: "Özgür değiliz, hiç birimiz özgür değiliz."
Televizyon kanalları genç adamın sözlerini "Bir anarşistin mükemmel sistemimize saldırısı" başlığı ile yayınladı.

Halk öfke dolu bir şekilde genç adamın bir an önce idam edilmesi için çığlıklar atıp balkonlardan
Balbina bayrakları sarkıttı. Genç adam saat 14:32'de idam edildi.

Jehu Smille'in idamı aynı zamanda bir çok insanı korkutmuştu. Demek ki efendilerinden ödünç aldıkları malları zamanında iade etmezler veya yanlışlıkla zarar verirlerse, başlarına benzer şeyler gelecekti. Korkan insanlar sistemin gücü önünde boyun eğdiler. 

Evlerde anne babalar çocuklarına, "efendilerimizin mallarına zarar vermeyin çocuklar, yoksa bizim elimizdeki tek şeye, canımıza kast ederler" diye tembihliyordu.

Çocuklara okulda "oyuncaklara zarar verirseniz büyük efendiler sizi cezalandırır" deniyordu.
Bunun yanı sıra, "mülk efendilerimizindir, zarar vermek haddimizi aşmaktır" lafları tembih ediliyordu.

Bu sistem kurulmadan önce büyük kargaşalar yaşanmıştı. Örneğin serbest piyasanın kendi kendini yok etmesi sağlanmış, ardından güç sahipleri sistemi sıfırlamıştı.

Bütün iş yerleri ve küçük mal sahipleri iflas ettiğinde, her şey efendilerin eline kalmıştı. Çünkü iflas eden kim varsa malına efendiler talip olmuştu. Onlara ise şu yem olarak sunulmuştu:
"Varlık ve para kötülüklerin temelidir. İyi insanlar satın almazlar ve sahip olmak kötü insanlara özgüdür." Okullar, zenginler ve toplum tarafından itibar gören kimseler bu sözleri tekrar tekrar insanların zihinlerine kazımışlardı. 

Neyiniz olduğu önemli değildi. Bir oyuncak ayı bile tehlike unsuruydu. "Geçici dünya hayatında elde ettiğiniz mallar değil, deneyimler değerlidir." Denildi fakat efendiler asla bu söze uymadılar. Sadece sefiller için söylenmişti bu sözler.

İnsanlar yeni sistemden önce fakirlikten, iş bulmanın zorluğundan, vergiler, kesintiler, sahip oldukları eşyaların düzenli bakımını yapmak zorunda olmaları gibi unsurlardan şikayet etmişler ve yeni bir sistemin gelmesini talep etmişlerdi. Yeni sistem ise onları daha büyük bir karanlığa sürüklemişti. "Zaten ne özgürlüğümüz var ki" diyen insanların artık o küçümsedikleri hakları bile yoktu. 

Artık bütün insanlar bir göçebe kabilenin üyeleri gibiydiler. Kimse ne üzerindeki kıyafete ne de okudukları kitaplara sahipti. Eski sistemi eleştirenler artık daha büyük bir ruhsal kriz içerisindelerdi.

Mülklerin tek bir merkezde toplanması ifade özgürlüğünü de tam anlamıyla köreltmişti. Eskiden aykırı düşünceye sahip olanlar belli biçimlerde cezalandırılıyordu fakat artık aykırı düşünceye sahip olup hayatta olan insan sayısı yok denecek kadar azdı. Efendiler ne derse o olurdu. The Great Titan Sanctuary yönetim kurulu yeni teknolojik sistemler geliştirmişti. Dünya büyük oranda farklı bir 2007 yılını yaşarken Balbina kendi dünyasında yaşıyor gibiydi. GTS (Great Titan Sanctuary), insanları köleleştirirken onlara özgür oldukları hissiyatını vermek için çalışıyordu. İnsanların isyan etmesi efendileri rahatsız ederdi. Bunun önüne teknolojik ilerlemeler ile geçmenin işe yarayacağını düşündüler. 

GTS'nin yeni teknolojik ürünlerinden biri olan duygu durum analiz programı, insanların duygularını stabilize ederek onları isyandan uzak tutmayı hedefliyordu. Sosyal medya ve cep telefonları yeterince gelişmiş değildi. Bir akıllı telefon üzerinde çalışıyor olsalar da daha tam anlamda istedikleri bir sonuca ulaşamamışlardı.

GTS, bu yeni duygu durum analiz programını bilgisayar kullanıcıları için tasarlamıştı. Balbina ağının bir parçası olan internet, bu yeni program ile birleştirildiğinde harikalar yaratacaktı.
İnsanlar nereye tıklarsa tıklasın bu program onları analiz edecekti. O kadar ince ayarlanmıştı ki, bu programı kandırmanın bir yolu yoktu.











Bölüm 3

Seaghdh Goadais (adam, 38 yaşında), eşi Teàrlag Goadais (kadın, 34 yaşında), Tasgall Goadais (erkek ,en küçük çocukları ve 14 yaşında), Mungan Goadais (erkek, en büyük çocuk ve 23 yaşında), Barabla Goadais ( kız, ortanca çocuk ve 19 yaşında), efendilerden ödünç aldıkları evlerinin salonunda oturuyorlardı. Kapı ansızın çaldı. Evin sahibi efendilerin yetkilendirdiği memurdu gelen. Kapı çaldığında Seaghdh ve eşi Teàrlag, çocuklarına tabletten kitap okuyorlardı. Ağaçlara zarar verdiği gerekçesiyle (ne güzel bir mazaretti öyle!) basılı kitaplar Balbina'da yasaktı. Bay Goadais kapıyı açtı. Efendilerin gönderdiği memur yapma bir gülümsemeyle adamı selamladı. "İyi günler Bay Goadais. Bugün nasılsınız?" -"İyiyim efendim çok teşekkürler."
"Bay Goadais, size bir uyarıda bulunmam istendi. Işıklarınızı fazla açık tutuyorsunuz. Bu efendilerimizin hoşuna gitmiyor. Unutmayın, bu ev sizin değil, efendilerimizin. Dikkatli olmak boynumuzun borcudur. Öyle değil mi?" Bunu duyan Seaghdh Goadais'in yüzü asılacak gibi oldu fakat kendini son anda kontrol etti ve gülümseyerek; "Efendilerimiz için canımı bile vermeye hazırımdır. Nasıl oldu da böyle bir hayata düştüm! Lütfen memur bey, efendilerimize söyleyin, onlara verdiğim rahatsızlığın bedelini ödeyeceğim. Bu akşam eşimle birlikte terbiye ritüelini gerçekleşireceğiz. Cezamı çekmeliyim. Büyük bir günah işledim ve bunun cezasını ödemek zorundayım!" Bunları derken adamcağızın gözlerinden yaşlar döküldü. Memur ise gülümseyerek elini zavallı adamın omzuna koydu ve omzunu sertçe sıktı ve şöyle dedi: "Bu davranışınız affedilmenizi kolaylaştıracaktır Bay Goadais."

Tasgall ve Barabla bütün bunlar olurken kulak misafiri olmuşlardı. Üzüldüler fakat ellerinden bir şey gelmezdi. Babaları büyük bir günah işlemişti. Efendilerin hizmetkarı gittikten sonra Bay Goadais ailesinin yanına döndü. Herkes oralı değilmiş gibi davrandı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. 

Bayan Goadais talimatları tekrar duymasına gerek olmadığı için kocasına kafasıyla onaylar bir işaret verdi. Akşam acı verici olacaktı her ikisi için de. 

Saatler 21:32'yi gösterdiğinde Seaghdh Goadais ritüeli gerçekleştirmek için sandalyeye oturuyor, boynu eğik ve hissiz durumdaydı. Eşi Teàrlag Goadais ise yine hissiz, soğuk kanlı görünüyordu. Kadın elindeki tablet ile kocasına defalarca şu cümleleri tekrarladı: "Bay Goadais siz bir suç işlediniz. Bunu unutmayın." Adamcağızın sesi soluğu çıkmıyordu. Önemli olan efendileri memnum etmekti. Çocuklar sesleri duyuyor, neler olduğunu biliyor fakat kendilerini bunun en doğrusu olduğuna inandırıyorlardı. Bayan Goadais cümleleri tekrarladıkça adamcağız daha da suçluluk hissetti. Cümleler on kez tekrarlandıktan sonra sıra adamdaydı. Sandalyeden kalktı ve başını kaldırmadan yüksek sesle, tam bin kez şunu tekrarladı:
"Ben Bay Goadais, ben bir suçluyum. Ben cezalandırılmalıyım."

Bay Goadais iki saat süren gönüllü sözel işkencenin ardından yorgunluk içerisinde bayıldı. Bayan Goadais yarı endişeli bir şekilde kocasının kıravatını çözdü ve onu yatağa yatırdı. İlaçlarını ağzına koydu. O gece bu şekilde bitti.

Sabah olduğunda Bay Goadais erkenciydi. Karısı ve çocukları uyanmadan huzursuzca yataktan kalktı. Yüzü oldukça asıktı. Kısmen gerçekleri o da biliyordu aslında. Düzenin ne kadar karanlık olduğunu. Bir yanı ise her şeyin doğru ve olması gerektiği gibi ilerlediğine inanmıştı. Bu iki farklı kişi tek bir adamın vücudunda yaşam buluyordu. 

Kiralık evlerinin alt katına indi. Mutfakta, lavabonun hemen kenarında, meyve kesme tahtasının yanında duran bir not gözüne ilişti. Üzerinde parlayan bir göz resmi ve altında şunlar yazılıydı: 

"
Sevgili Seaghdh Goadais,

Gösterdiğiniz bağlılık, kararlılık, inanmışlık ve sarsılmaz doğruluk bizi oldukça etkiledi.
Sizin gösterdiğiniz bu yüce sadakati bütün halkımızın görmesi gerekir elbet. Sizler bizim umudumuz ve geleceğimizsiniz. Kırbaçlanma kayıdınız elimizde. Bunu bütün halka büyük ekranlarımızdan izletmeyi düşünüyoruz. Unutmayın biz her yerde sizi görürüz ve kayıt altına alırız. Çünkü sizler bizim için çok değerlisiniz. Sizlerin yanlış yola sapmanızı istemeyiz.

Siz bu konuda ne düşünürsünüz? Sizce kayıtları halka sunmamız nasıl bir fikir? Eminiz ki bundan büyük mutluluk duyacaksınız bu satırları okurken. Bu güzel örnek davranışınızı halkımıza sunmamızdan rahatsızlık duyacak değilsiniz diye tahmin ediyoruz. Ne de olsa efendilerinizin uygun gördüğü bir karara karşı gelmek sizin gibi efendilerine bağlı bir adamın inançlarına ters düşer değil mi? 

Belki de bu yazıyı bir kağıda basmamız sizi şaşırttı. Sizi anlıyoruz. Ancak efendilerimizin kağıt kullanması, kağıda baskı yapması onların en büyük hakkıdır. 

Evet Sayın Seaghdh Goadais, bizi ne kadar mutlu ettiğinizi bir kez daha söylemek istiyoruz. Derinizde açılan her bir yara bizi mutluluğa boğdu. O yaralardır ki bizi olgunlaştırır ve efendilerimize bağlılığımızı arttırırlar.

Lütfen en kısa zamanda Balbina Text üzerinden bize cevabınızı bildirin. Unutmayın, efendilerimizin bu isteğini geri çevirirseniz sizi yaşatmamız artık olanaksız olur. Bunu istemeyiz ve istemiyoruz! 

"

Bunu okuyan adamcağız ne hissedeceğini bile bilemiyordu. Ne hissetmeliydi? Bu boşluk ona ağır geldi ve ilaç kutusundan bir hap daha alıp yuttu. Bu onu sakinleştirecekti.

Mutluluk hapları günlük yaşamın bir parçasıydı. Efendiler mutlu iken sıradan insanlar mutsuz olmamalıydı. Bu da elbet efendilerin rahatını kaçırırdı. Efendilerin rahatı kaçarsa efendiler sinirlenirdi. Efendiler sinirlenirse kötü şeyler yaşanırdı!

Adam herkes uyanana kadar elleri lavaboda, sanki kusacakmış gibi durdu. İlaç kana karıştı ve sakinleşmeye başladı. Salona geçti ve kanepeye uzandı. Kanepenin üzerinde bir toz parçası gözüne ilişti ve hemen onu tırnağıyla sertçe kazıyarak gittiğinden emin oldu. Bu bir anlık korku az daha kalbini durduracaktı. Artık kanepe temizdi. İçi rahat etti.

Dışarı çıkıp çıkmamak konusunda tereddüt etti. Malum, dışarı çıkmanın belli kuralları vardı. Örneğin dışarıya çıkacağı zaman evin girişindeki düğmeye basarak çıktığını sisteme bildirmeliydi. Eğer bildirmezse cezalandırılırdı. 

Eşi ve çocuklarına da haber vermesi gerekiyordu. Gerçi haber vermese kim bilecekti? Aslında bilirlerdi, çünkü haber verilmediğinde eğer ev içi kameralar bunu algılarsa onun için kötü olabilirdi. Kameralar oldukça akıllıydı. Hatta beklemeyeceğiniz kadar akıllı kameralardı bunlar. Davranışları, mimikleri ve ses tonunu analiz edebiliyorlardı. Ses kaydı almayan bir kamera görmek neredeyse imkansızdı.

Huzursuzlandı bunları düşünürken. En iyisi eşini uyandırmak ve ona haber vermekti. Diğer aile bireylerine haber vermemenin pek fazla bir cezası yoktu. O da bu düşünceyle sadece eşine haber verdi. Uykusunu bölmüştü fakat zorunluluk zorunluluktu.

Bayan Goadais'in huzuru kaçmıştı. Eşinin sabahın o saatinde dışarıya çıkması onu endişelendirmişti. Sisteme karşı gelmeye mi kalkışacaktı yoksa? Aman Tanrım! Umarım öyle bir şey yapmaz diye düşündü. Yoksa hepsi cezalandırılırdı. Zaten en büyük suçlardan birini işlemiş olurdu ve cezası gayet açıktı.

Bay Goadais, Rue d'Or sokağında yürüyordu. Evlere bakıyor, arabaları inceliyor ve olabildiğince düşünmemeye çalışıyordu. "Düşünme, düşünme önüne bak ve yürü" diyordu. 

15 yaşlarında bir çocuk önüne çıktı ve "bayım bayım! Bakar mısınız lütfen!" diye çıkıştı. Bay Goadais afalladı. Şaşkınlık ve merakla çocuğa baktı. Bir şey diyemeden çocuk konuşmayı sürdürdü (oldukça da panik halinde görünüyordu); "Bayım! Abim ve babam Balbina'nın dışına çıktı! Bana yardım etmelisiniz! Eğer efendilerimiz beni bulursa sorgularlar, canımı yakarlar!" Bay Goadais korkuyla çocuğun omuzlarını tuttu ve yüzünü ona yaklaştırarak, gözlerini kocaman açarak sordu: "Ne?! Balbina'nın dışına çıkmak mı? Evladım sen aklını mı kaçırdın!!! Balbina'nın dışına çıkmak diye bir şey olabilir mi? Bu ne denli büyük bir suç! Üzgünüm küçüğüm ama başın gerçekten de büyük belada! Seni efendilerimize teslim etmem gerekiyor. Bunu yapmalıyım."

Küçük çocuk ağlamaya başladı; "Hayır! Hayır! Bayım! Lütfen!"

Bay Goadais, kendisi de oldukça korkmuş bir halde, çocuğun kolundan tuttu ve en yakın denetim merkezine doğru çocukcağızı da çekiştirerek koştu. Zihni görevini yerine getirmeye kilitlenmişti. Çocuk ağlıyor, yalvarıyordu. Bay Goadais ise korkuyor ve telaşlıydı.

Denetim merkezine çok yakınlardı. Sadece son bir kaç adım...

Bay Goadais bir anda durdu. O da neyi neden yaptığını bilmiyordu. Çocuğa baktı. İkisinin gözlerinden de korku okunuyordu. Korkunun ortak noktası, bu korkunun efendilere karşı besleniyor oluşuydu.

Bay Goadais çocuğu çekti ve nispeten karanlık sokaklardan birine daldılar. Çocuk hala durumu anlamamıştı. Bay Goadais ne yapmaya çalışıyordu? Sisteme karşı mı gelecekti?









Bölüm 4

Seaghdh Goadais ve küçük çocuk Payam, Balbina'nın sınırlarının dışarısında Kavkar adında bir şehirde bilinmeyenin ortasında bir caddede, bir binanın merdivenlerinde oturmuş korkuyla düşünüyorlardı. Bay Goadais içindeki sesi dinlemişti. Bütün düşünce dünyası değişmişti bir anda. Sanki uzun zamandır patlamayı bekleyen bir volkan gibi. Artık birinci önceliği küçük Payam'ı babası ve abisine kavuşturmaktı.
Kendini biraz toparlamıştı. Balbina'nın dışında farklı bir sistem olduğunu duymuştu ama görünüşte bir farklılık göremiyordu etrafında. Her şey aynı gibiydi. Peki Payam'ın ailesini nerede bulacaktı? Aynı yerde oldukları bile düşük bir olasılıktı!

No comments:

Post a Comment

Mağdurlar

Bölüm 1 Balbina, The Great Titan Sanctuary, 4 Eylül 2007. Willem Vlokk ve eski eşi Agetha Wessel, Titan Sanctuary ana merkezinden çıkış yap...